
Yenifoça adı günümüzden 5000 yıl önce, kuruluş evresi içinde konulmuştur. Dükasa göre o zamanlarda Yenifoçayı fok avcılığı ile geçinen kişiler kurmuşlardır. Bu nedenle ismi Niyez Fokez olmuştur. Diğer Foçaya da o tarihte Palyez Fokez denmiştir. (Niyez: yeni, Palyez: eski). Beldemiz Yenifoça adını çok eskiden beri gururla taşımaktadır. Yenifoça, etrafında Hellenist devrine ait surlarıyla 5000 yıllık bir tarihe sahiptir. Kuruluşunda bağımsız olarak yaşayan fok avcısı Yenifoçalılar zaman zaman İranlıların, Büyük İskenderin, Romalıların istilasına uğramışlar, daha sonraları ise Cenevizlilerin hakimiyetine girmişlerdir. Anadolu Selçuklu Devletine, daha sonraları ise Osmanlı Devletine her yıl bir miktar vergi vermekle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Selçuklular Yenifoçanın güneydoğusunda 4 km uzaklıkta Yolmuş, 3 km uzaklıkta Şaphane, güneyinde ise 7 km uzaklıkta Balcı köylerini kurmuşlardır. Fakat etrafı kalın surlarla çevrili olan Yenifoçaya girmeyi başaramamışlardır. Bizans İmparatoru Michael Paleologue zamanında 1275 yılında Ceneviz Foçayı evlilik hediyesi olarak kabul etti ve karakol olarak Yenifoçayı geliştirdiler. VI. Osmanlı Padişahı II. Murat, Anadoluda baş kaldırıp Rumeliye geçen ve Geliboluyu alan Sultan Mustafayı saf dışı etmek için Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adornodan yardım istemişlerdir. Yanko Adorno II. Murat ve Osmanlı ordusunu donanması yardımıyla Rumeliye getirmiştir. II. Murat Rumelide Sultan Mustafayı etkisiz hale getirmiş ve ona yardım edenleri de cezalandırmıştır. II. Murat ise kendisine donanmasıyla yardım eden Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adornoyu mükafatlandırarak, Yenifoça Şaphane dağında bulunan şap madenini işletme hakkını ona vermiştir.
Dükasa göre Yenifoçada şap madeni oldukça bolmuş, tüm Fransız, İspanyol, İtalyan, Suriye, Mısır ve Arap gemileri buraya gelip şap ticareti yaparlarmış. O zamanlar şap boya için aranan bir maddeymiş. Yenifoça şap maden ocakları bakımından oldukça zengindi. Cenevizliler bu madeni çıkarıyor ve Bizans İmparatorluğuna vergi ödüyorlardı. Yıldırım Beyazıt tarafından İzmir Şehri istila edildiğinde Foçaya ve Yenifoçaya birer müfreze gönderilmiş, fakat buralar ele geçirilememiştir. Daha sonra Timurun İzmiri işgali sırasında ordusu Foça ve Yenifoçaya gelmediği halde Foça ve Midilli beyleri buraların kale anahtarlarını Timura teslim ederek onun gücünü kabul etmişlerdir. Timurun Semerkanta dönüşünden sonra tekrar etkinliğine kavuşan Yenifoça, Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar bağımsız yaşamış, Bizansın zaptından sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında zapt edilerek 180 yıllık Ceneviz hakimiyetine son verilmiştir. O zamanlar Yenifoça halkının çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Bu nedenle çoğu gemilerle Midilli ve diğer yunan adalarına kaçmışlardır. Civardaki Yolmuş, Balcı ve Şaphane köyleri de Yenifoça sınırları içine alınmışlardır. Balcı köyüne bugün Bucak denmektedir. 
Yenifoça Osmanlı döneminde çeşitli beyler tarafından yönetilmiş, 1. Dünya Savaşı sonrası ise Yunan ordusu tarafından işgal edilmiştir. Kurtuluş Savaşında 10 Eylül 1922de Türk ordusu tarafından işgalden kurtarılmıştır.
1922 yılında Yenifoçadan Selanik kenti yakınlarında ki Halkidiki bölgesine göç eden ve burada Yenifoça adı ile bir köy kuran 130 aile, yıllardır yaşamlarını orada sürdürmektedir. Bu aileler 1980 yılında Yenifoçalıları Yaşatma Derneği kurmuşlardır.
TARİHİ ESERLER
FATİH CAMİİ
Eskiden kilise olarak yapılmış olan bina Fatih Sultan Mehmet zamanında camiye dönüştürülmüştür. Avlusuna bir taş minare ve medrese yaptırılmıştır. Caminin içinde Romalılardan kalan yekpare işlenmiş, kurban kesilen büyük bir mermer taş bulunmaktadır. Daha sonra bu mermer taş, vaize kürsü görevi yapmıştır. Cami avlusunda ise Hellenist devrine ait bir mezar şadırvan görevini görmektedir.
Zamanla restore edilmiş olan cami günümüzde kullanılmaktadır.
OKUL OLARAK KULLANILAN İLK BİNA
1897 yılında Rumlar tarafından yapılmış olan bina, Yenifoçanın ilk okuludur. Konyalı Abdülkadir Efendi tarafından açıldığı söylenmektedir. Cumhuriyet döneminde Özel İdarenin tasarrufu altına alınan bina bugün belediyenin tasarrufu altındadır.
OSMANLI MEZARLIĞI
Fatih Sultan Mehmet zamanında kullanılan İslan mezarlığı günümüzde de kullanılmaktadır. 1059 tarihli mezar taşı bulunmaktadır.
YUNAN MEZARLIĞI
Maşatlık Mevkiindeki bu mezarlığın varlığı çok eskilere dayanmaktadır. Bir rivayete göre günümüzde varlığnı sürdüren kubbe şeklindeki bu mezar Yunan Prensiyle Prensesine aitmiş.
YEL DEĞİRMENLERİ
Günümüzde iki tane kalmış olan bu yel degirmenleri günümüzden yaklaşık 40 yıl önce faaliyet halindeymiş ve beş adetmiş. Rum ve Türk halkının birlikte kullandıkları bu degirmenlerde kendi ihtiyaçlan olan buğday, darı arpa gibi tahıl ürünlerini ögütürlermiş. Bu ögütme işleminde Yenifoçanın aldıgı Poyraz rüzgarının kuvvetinin etkisi çok fazladır.
DEĞİRMEN TAŞLARI
1932 yıllarında Türkler tarafından işletilen bu taş madenlerinin Yunanlılar zamanından beri faaliyet halinde oldukları bilinmektedir. Yenifoça, "Taştepe" Mevkiinde çıkarılan bu taşlar "Foçateyn" olarak anılır. Gözenekli bir yapıya sahip olan bu taşlar, çok önceleri özellikle İtalya ve Yunanistana ihraç edilirmiş. Günümüzde ise üretimi devam etmektedir. Kahve değirmeni yapımında kullanılmaktadır.
SİREN KAYALIKLARI
Denizin ortasında bir buzdağı gibi yükselmiş kar beyazından toz pembeye kadar türlü renklerde kayalar, kıyılarda denizle kucaklaşmış mağaralar, denizin ortasında atılıvermiş hissi uyandıran küçücük, alçak kayalıklar ve aralarındaki kanallarla bir doğa harikasıdır Siren Kayalıkları.
Mitolojide sirenler, büyülü sesleri ile gemicileri kendine çeken, kuş vücutlu, kadın başlı yaratıklardır. Homerin Odysseia destanında bu kayalıklarda yaşayan sirenlerin sesleri oradan geçen gemicileri büyüler ve bu sesi duyanlar onlara kapılmaktan kendilerini alamazlar. Odysseus gemisi ile sirenlerin arasından geçerken sirenlerin büyülü çağrılarına kapılmamak için kendisini geminin direğine sıkıca bağlatır. Ağzını tıkatıp, tayfalarının da kulaklarını bay mumu ile kapattırır. Böylece, sirenlerin sesini sadece kendisi duyacak, sonsuza kadar bu körfezde kalmak için tayfalarına emir vermek isteyecek, ama ağzı tıkalı olduğu için bunu başaramayacaktır. Sirenlerin sesleri rüzgarın uğultusuna ve dalgaların coşkusuna karışarak, körfezin kıyısına vururken Odysseusun gemisi bu büyülü dünyanın içinden süzülerek geçer gider.
TAŞ MEZAR
Foçaya 7 kilometre uzaklıkta ve 4.5m. yüksekliğindeki bir mezar anıtıdır. M.Ö.5 ve 4. Yüzyıla tarihlenen bu anıt bir yapı olarak inşa edilmemiş, aksine Lykia, Lydia ve Frygiadaki mezar anıtları gibi kayadan oyulmuştur.