G D O
“Gül Dikensiz Olmaz”
Bu günlerde toplumu meşgul eden, hatta insanları endişelendiren “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” konusu tam da bu ifadeyi doğrular niteliktedir. Evet, GDO’lar genetik mühendisliğinin bir başarısıdır. Her başarı, her zaman, her yönüyle topluma yararlı olmak durumunda değildir, tıpkı dinamitin keşfi gibi.
Genetiği değiştirilmiş organizma, diğer adıyla transgenik organizma nedir? Kısaca, GDO’lar, bir organizmanın genetik yapısına o organizmaya veya kendi türüne ait olmayan bir veya daha fazla genetik birimin eklenmesi ile oluşturulan organizmalardır. Herhangi bir bitkide çeşitli zararlılara karşı direnç sağlayan genetik özelliklerin mısır, soya v.s. gibi bitkilere aktarılarak bu organizmaların da aynı zararlılara karşı direnç kazandırılmaları gibi.
Peki, bunun zararı ne?
Bu sorunun cevabını ayaküstü TV ekranlarında vermek mümkün değil. Ne demek istediğimi anlatabilmek için dilimin döndüğü kadarıyla bir genin nasıl çalıştığını özetlemeliyim: (1) hemen hemen her gen bir proteini kodlar. (2) genin ne zaman çalışıp kodladığı proteini yaşama geçireceği organizmanın diğer genleri ve çevresel faktörler tarafından belirlenir, yani bir gen genetik bir ortamda olduğu gibi aynı zamanda fizyolojik ve fiziksel bir ortamdadır ve gen içinde bulunduğu ortamda bir anlam ifade eder. Farklı ortamlarda aynı gen fonksiyonel olarak farklı özellikler sergileyebilir (3) gen çalışmaya başladıktan sonra kendisi diğer genlerden etkilendiği gibi o da diğer genlerin işleyişini oluşturduğu ürünlerle doğrudan veya dolaylı olarak etkilemeye başlar. İşte her ne olacaksa bu aşamada gerçekleşir.
GDO’ya transfer edilen genin kodladığı protein oluştuktan sonra ilk etapta kendisinden beklenen, yani genin transfer gerekçesine uygun işlevlerini yürütmeye başlar, tabii ki şartlar uygunsa. Daha sonra veya aynı zamanda beklenmeyen marifetlerini de sergilemeye başlar. Bir proteinin beklenmeyen işlevlerinin neler olabileceğini kestirmek söz konusu olunca olasılıklar saymakla bitmez. Bu işlevler sonucunda ortaya neler çıkabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
Buraya kadar özetlenen olaylar transgenik organizmada, GDO’da cereyan eden olaylar. Bu tür canlılardan elde edilen gıdaları yediğimizde neler olabilir?
Herhangi bir gıdayı tükettiğimizde, bu gıda çok sade ve basit bile olsa, örneğin sade bir ekmek gibi, en azından onlarca kimyasal bileşiği sindirim sistemimize göndermiş oluruz. Bu kimyasalların kimisi nişasta, biraz selüloz, protein gibi devasa boyutlarda bileşikler olduğu gibi kimileri de glikoz ve tuz gibi minik boyutlardadır. Bu bileşiklerden büyük olanlar kendilerini oluşturan küçük temel bileşiklere ayrılır ve hücre yüzeyindeki, çoğunlukla kendilerine özgü kanal veya kapılardan geçerek dolaşım sistemimize ulaşırlar. Şükürler olsun ki bu kapılar veya kanallar çok sıkı kontrol edilir. Bununla beraber bazıları bu kontrol sisteminin dışında kalabilir veya daha aktif bir kimlikle bu kapı veya kanal bekçilerini atlatabilir. Normal besinlerimizde kapı veya kanallara gerek duymayanlar bize genellikle yararlı olanlardır. Bunlar zaten sindirim sisteminde belli bir ön işleme tabi tutulurlar. GDO’lu besinlerde bunların arasında bunlara benzeyen fakat farklı işlevler kazanmış bileşikler olabilir. Ne olduklarını bile kestiremediğimiz bu tür bileşiklerin neler yapabileceklerini de kestiremeyiz, ama hücre içi dengeleri bozacağını söylemek bir kehanet olmaz. Diğer taraftan kapı veya kanal bekçilerini atlatanlar, bu bağlamda daha da vahim sonuçlar doğurabilir. Çünkü bu tür moleküllerin çoğu hücre içi ortamlarda aktif bileşiklerdir. Bu yeni ve nitelikleri bilinmeyen moleküllerin hemen hepsi bağışıklık sistemi ile de etkileşirler ve genellikle alerjik reaksiyonlara yol açarlar.
Bu olumsuzlukların hemen hemen hepsi yararlı olmayan bileşiklerin sistemde ne kadar bulunduklarına bağlıdır. Arada sırada bilmeden alıp yediğimiz GDO’lu besinlerle sistemimize giren zararlı bileşikler genelde düşük miktarlarda olacağından vücut bir süre sonra bunlardan kurtulur. Eğer farkına varma sakta bir hasar oluşmuşsa bunlarda vücut tarafından tamir edilir. Bu nedenle bu tür durumlarda fazla endişe etmemize gerek yok diye bilirim. Ama GDO’lu gıdaları sürekli yemekten mutlaka kaçınmalı ve özellikle çocukları bunlardan kesinlikle uzak tutmalıyız.
Peki, ne yapabiliriz?
Ne yapabiliriz bilmem, “Kel merhem bulsa başına sürecek” derler ya, aynen öyle.
Prof. Dr. İrfan Batat
|